Bazı sabahlar giyinmek neden bir mücadeleye dönüşür?
Ya da bazı çocuklar yeni bir ortama girdiğinde neden daha fazla zamana ihtiyaç duyar?
Bunlar çoğu zaman bir “davranış” değil, çocuğun dünyayı nasıl algıladığıyla ilgilidir.
Ergoterapist Kadriye Yağmurcu ile konuştuğumuzda, 0–6 yaş aralığındaki bu hızlı gelişim döneminde, çocuğun duyusal dünyasının ne kadar belirleyici olduğunu bir kez daha gördük.
Okul öncesi dönemde öğrenme masa başında değil; temas ederek, deneyerek ve hissederek gerçekleşir.
Bir kumaşın dokusu, bir yemeğin kokusu, parkta yürürken hissedilen zemin…
Hepsi çocuğun sinir sisteminde yeni yollar açar.
Bu yüzden basit görünen bir eylem, aslında düşündüğümüzden çok daha fazlasını içerir.
Örneğin giyinmek…
• Kumaşın tende yarattığı his
• Düğme ilikleme gibi ince motor beceriler
• Tüm süreç boyunca regülasyonu koruyabilme
Tıpkı parmak izlerimiz gibi, her çocuğun dünyayı algılama biçimi de kendine özgüdür.
Bazı çocuklar için dünya biraz fazla gürültülü, biraz fazla hızlı ya da fazla yoğun olabilir.
Hedef, onu değiştirmek değil; olduğu haliyle desteklemek.
Bazen en iyi niyetimizle çocukları “alışsın” diye zorlayabiliyoruz.
Ama sinir sistemi zorlandığında öğrenme durur.
Bu yüzden bazen en büyük destek, geri çekilip alan açmaktır.
• Zorlamak yerine gözlemlemek
• Yönlendirmek yerine eşlik etmek
• Hızlandırmak yerine ritmine uyum sağlamak
Bu süreci desteklemek için büyük değişikliklere gerek yok.
Küçük alanlar açmak yeterli.
• Gün içinde basit rutinler oluşturun
• Farklı duyusal deneyimlere yer açın (su, kum, hamur gibi)
• Birlikte geçirilen zamanı artırın
• Çocuğunuzu gözlemleyin
• Her şeyi “doğru yapmak” yerine birlikte keşfetmeye odaklanın
Her çocuk kendi hızında ilerler.
Önemli olan onu hızlandırmak değil,
onunla aynı ritimde yürüyebilmektir.
Ve çoğu zaman en büyük gelişim,
birlikte geçirilen küçük anların içinde saklıdır.
🎥 Bu konuyu birlikte ele aldığımız videoya göz atın.